Uranüs–Plüton Sidonik Döngüsü-1 (1965–2015)
Share
Karmik astrolojide Uranüs, Neptün ve Plüton “kadersel gezegenler” (+jenerasyon gezegenleri) olarak kabul edilir. Çünkü bu gezegenlerin birbirleriyle kurduğu açısal ilişkiler, jenerasyonlar boyunca dünyanın gidişatını etkileyen büyük toplumsal dönüşümlerle ilişkilendirilir.
Nasıl ki Ay’ın sidonik döngüsüne bakarak aylık temaları yorumluyorsak, bu gezegenler arasındaki döngüler de uzun vadeli tarihsel süreçleri anlamak için bir çerçeve sunar. Bu bağlamda 1965 yılı, döngünün başlangıç noktası olarak ele alınmalıdır.
Uranüs ve Plüton kavuşumları yaklaşık her 127 yılda bir gerçekleşir. 1965 yılında Başak burcunun 17 derecesinde başlayan bu döngü, iki gezegenin bir araya gelerek yeni bir kolektif enerji oluşturduğu ve uzun vadeli etkilerinin “tohum” olarak atıldığı bir dönemdir. Bu derece mundane bazdaki astrolojik sembolizmde askeri hareketlilik, toplumsal gerilimler, krizler ve aynı zamanda düzen–huzur arayışı ile ilişkilendirilir.
1965 itibarıyla günümüze kadar uzanan süreçte, radikal uyanışların sistematik bir dönüşümle birleştiği görülmektedir. Başak burcundaki bu vurgu; analiz, düzen ve kolektif fayda üzerinden sistematik reformlarla ilişkilidir. Bu dönemde:
İş hayatının yeniden organize edilmesi
Sağlık ve tıp alanında yeni yaklaşımlar (doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaşması, aile planlaması)
Toplum temelli ruh sağlığı yaklaşımlarının ortaya çıkması
Organ nakli ve tıbbi ilerlemelerde hızlanma
Sağlık ve çevre bilincinin ilk adımları
gibi gelişmeler öne çıkmıştır. Günlük yaşamın yeniden yapılandığı, yerleşik sistemlerin sorgulandığı bir süreç yaşanmıştır. Eşitlik arayışı, otoriteye ve geleneksel toplumsal yapılara yönelik eleştiriler bu dönemin temel dinamiklerindendir.
Aynı zamanda teknolojik sıçramalar da dikkat çeker: erken bilgisayar teknolojisi, çip sistemlerinin temelleri, uzay yarışı ve buna bağlı bilimsel ilerlemeler günlük yaşamı dönüştürmeye başlamıştır.
Türkiye’de 1965–66 yılları da benzer şekilde toplumsal dönüşümün tohumlarının atıldığı bir dönemdir. İşçi hakları ve mücadeleleri, sanayileşme ve ekonomik bağımsızlık tartışmaları öne çıkmıştır. Kıbrıs meselesi uluslararası gerilimi artırırken, Vietnam Savaşı dünya genelinde protestolara yol açmıştır. Bu dönemde Anadol, Beko gibi bazı markaların üretime başlaması, ilk işçi göçünün (Almanya) başlaması ve öğrenci hareketlerinin filizlenmesi gibi sosyal değişimler de görülmektedir.
Uranüs–Plüton arasındaki kare açı (gerilim ve mücadele dönemi) 2012–2015 yılları arasında deneyimlenmiştir. İlk kesin (exact) karede gezegenler Oğlak ve Koç burçlarının 8. derecesinde yer alıyordu. Bu dereceler; mücadele, direnç, cesaret ve bir şeyi elde etmek için gösterilen kararlılığı simgeler. Bu süreçte yenilikçi dinamiklerle kökleşmiş güç yapıları arasında belirgin bir çatışma ortaya çıkmış, söz konusu gerilim toplumsal dönüşümü hızlandıran temel etkenlerden biri olmuştur.
Bu dönemin öne çıkan gelişmeleri arasında:
Occupy hareketi
Gezi Parkı protestoları
Devlet içi güç tartışmaları (“paralel yapı” iddiaları)
Çözüm süreci
Ergenekon ve Balyoz davalarının sonuçlanması
Sınır güvenliği ve dış politikadaki değişimler
Arap Baharı sonrası bölgesel etkiler
Suriye İç Savaşı'nın tırmanışı ve mülteci krizi
yer almaktadır. Bu süreç aynı zamanda küresel eşitlik tartışmalarını artırmış ve dijital dönüşümün hızlanmasına yol açmıştır. Sosyal medya, toplumsal hareketlerde merkezi bir araç haline gelmiştir.
Sağlık alanında ise dijital sağlık sistemleri, biyoteknolojik ilaçlar, genetik çalışmalar ve salgın yönetimi gibi alanlar öne çıkmıştır. Ruh sağlığı konuları daha görünür hale gelmiş, depresyon ve anksiyete gibi başlıklar toplumda daha fazla konuşulmaya başlanmıştır.
Sonuç olarak, 1960’larda atıldığı öne sürülen bu dönüşüm tohumlarının 2010’larda daha görünür ve kalıcı hale geldiği görülmektedir.
Bir sonraki yazımda Uranüs–Plüton sidonik döngüsünün günümüz ve geleceğe yönelik etkilerini ele alacağım.
İlginiz için teşekkür ederim.
Simge RYAN
1 yorum
ellerine, ilmine sağlık Simgecim… kolaylıkla okunan ve her satırı bilgi dolu olan bir yazı olmuş. orijinalliği de cabası… su gibi aksın diğerleri de..
sevgiler